Ana Sayfa Haberler Yazılar Ziyaretçi Defteri Resim Galerisi Videolar İletişim
 
 » MENÜ
DERNEĞİMİZ
    Dernek Tüzüğü
    Dernek Yönetim Kurulu
    Dernek İstişare Kurulu
    İletişim Adreslerimiz
    Dernek Banka Hesabımız
    DERNEK ÜYELERİ
    Siteleri Görmek İçin Tıklayınız
    DERNEĞİMİZ

ZİYARETÇİ DEFTERİ
    Deftere Yaz
    Dernek Kurucular Kurulu
    Defter oku

TÜRK CUMHURİYETLERİ
    Azerbaycan
    Türkmenistan
    Kazakistan
    Kırgızistan
    Özbekistan
    K.K.T.C

AKRABA TOPLULUKLARI
    Tüm akraba Toplulukarı

PROJE BANKASI
    Projelerini Yollayınız

TAVSİYE SİTELER

 »ORTAK DİLE ÇARE
Ortak Dile Çare Başvurusu
 » TÜRK BÜYÜKLERİ
 » TÜRK DÜNYASI
Dünya Türkleri Akraba Toplulukları Hizmet Derneği-Cibali Baba
 » GENEL YAZILAR » Cibali Baba
     Saffet ATAK
 
 
    Cibali Baba

Fetihten çok çok yıllar önce İstanbul'da küçük bir İslam azınlığı içinde “Cibali Baba” adında bir Veli yaşamakta imiş. Bu Dervişin vazifesi, Türk-İslam sevgisini Bizans'a aşılamak, onları Allahın Hanif dinine davet etmekmiş. Cibali Baba çevresinde herkesi sevgisi ile kendine bağlamış, onların güvenini kazanmış bir kişi olarak kendine Bizanslılardan büyük bir cemaat toplar. O herkesi çok sever, kimselere kıyamaz, bütün vaktini tekkesinde onlarla sohbet ederek geçirirmiş.
  Artık Allahın uygun gördüğü fetih vakti yaklaşmıştır. Ordular hazırlıklarını tamamlamış Haliçten İstanbul’a gireceklerdir. Cibali Baba’nın içini bir üzüntü kaplar, ister ki kimseler zarar görmesin Müslüman ettiği gâvûrcukları ölmesin. İstanbul top tüfek ile değil, irşad ile fethedilsin. Çünkü senelerce o insanlar ile birlikte yaşamış, onlarla yemiş, onlarla sohbet etmiştir.
 
Hemen Sultan Mehmet Hana niyetini ulaştırır. Oturduğu semtin Osmanlı orduları tarafından topa tutulmamasını ister, Çünkü orada konu komşusu, birlikte yaşadığı sevdiği insanlar vardır. Sultan Mehmet Han önce bu talebini kabul eder.
Fetihte madde ve mana orduları birleşmiş, Ak Şemseddin, Molla Gürani, Emir Buhari, Molla Fenari, Ansar Dede, Zuhurat Baba ve İslam ricali toplanıp bir karar almışlardır, erenler fethin kılıçla topla gerçekleşeceği fikrinde birleşirler. Fakat ordu komutanları bu semte top atılmamasına bir anlam veremezler. İstanbul top atışları ile dövülmelidir. Burası çok önemli bir mevkidir. Daha doğrusu Haliçten giriş kapısıdır. Baskılara dayanamayan Sultan Mehmet Han, bu bölgeye top atılmasına izin verir.
 
Topçular Cibali semtine gülle atmaya başlarlar. Fakat atılan güllelerin çoğu yere düşmeden geri gelmektedir. Hiç biri bu işe akıl sır erdiremez. Atılan her gülle yere düşmeden havadan tekrar suya geri düşmektedir. Bu sebepledir ki fetih iki aya yaklaşan bir süreye rağmen gerçekleşemez. Bizans’ın bu kadar gücü olmadığını Osmanlı ordusu bilmektedir. Dayanabilmesinin sırrı ne olabilir diye düşünmeye başlarlar. İşte bu büyük Veli'nin “Gavurcuklarım” diye bağrına bastığı o cemaate duyduğu büyük sevgi sebebi ile var gücünü gösterip atılan gülleleri havada eli ile yakalayıp tekrar suya göndermesidir.
İslam anlayışının Cihana şumul sevgisini gösteren bu gerçek, İstanbul'da bir semte adını veren “Cibali Baba'nın” bir kerametidir. Keramet Yüce Mevlâdan olup onun ikram etmesi ile olur.
 
Kuşatmanın uzamasından çok sıkılan Sultan Mehmet, bu hakikati Allahın kendisine ihsan etmesi ile büyüklerine danışıp Cibali Babaya elçiler gönderir. Bu işten vazgeçmesini, başka türlü fethin gerçekleşemeyeceğini bildirir. Ama Cibali Baba kararlıdır. O gavurcuklarım dediği, kendisini seven, aynı semtte birlikte yaşadığı evlatlarını korumak la görevli hisseder kendini. Bunun üzerine Sultan Mehmet ve Akşemseddin Hazretleri bütün geceyi dua ederek geçirirler. “Ya Rabbi! Ya benim ruhumu kabzeyle, ya da onun ruhunu kabzeyle yoksa Fethi gerçekleştiremeyeceğim” diye dua eder. İşte nasıl Allah’a yakarıp bir dua etmiştir ki bu mübarek dua Hakkın katında kabul edilip bütün duaların önüne geçmiştir. Cibali Babanın o gece Ruhu kabzolur ve fetih Sultan Mehmet’e nasip olur.
Cibali Babanın gâvurcuklarına duyduğu insani sevgi ile ölümü hiç düşünmemesi, Fatih Sultan Mehmet’in dua ile ruhunun kabzedilmesini isteyecek kadar İstanbul aşkı.
 
Bir yol vardır Allah ile kul arasında,
Dua ile geçilir o yoldan.
Kulun düşüncesini Rabbine sunmasıdır Dua.
“Duanız olmasa ne öneminiz olurdu benim nazarımda” der Yaradan. Dua kulundan kendisine kulluk, Rabbinden kuluna inen rahmettir. Dua bir bakıma kulun miracıdır. En yakın o zaman hisseder kendini Rabbine insan.
Hakkı överek yüceltirken, onun karşısında acziyetinin de farkındadır artık.
Onun Rab olduğunu bilmek ve kendinin onun kulu olduğunu anlatmaktır ona. Ve edilen duanın mutlaka kabul göreceğinden emin olmaktır asıl olan.

“Hayat dualarınız istikametinde seyredecektir.
İsteyin O mutlaka verecektir.”


  Okunma : 1781