Ana Sayfa Haberler Yazılar Ziyaretçi Defteri Resim Galerisi Videolar İletişim
 
 » MENÜ
DERNEĞİMİZ
    Dernek Tüzüğü
    Dernek Yönetim Kurulu
    Dernek İstişare Kurulu
    İletişim Adreslerimiz
    Dernek Banka Hesabımız
    DERNEK ÜYELERİ
    Siteleri Görmek İçin Tıklayınız
    DERNEĞİMİZ

ZİYARETÇİ DEFTERİ
    Deftere Yaz
    Dernek Kurucular Kurulu
    Defter oku

TÜRK CUMHURİYETLERİ
    Azerbaycan
    Türkmenistan
    Kazakistan
    Kırgızistan
    Özbekistan
    K.K.T.C

AKRABA TOPLULUKLARI
    Tüm akraba Toplulukarı

PROJE BANKASI
    Projelerini Yollayınız

TAVSİYE SİTELER

 »ORTAK DİLE ÇARE
Ortak Dile Çare Başvurusu
 » TÜRK BÜYÜKLERİ
 » TÜRK DÜNYASI
Dünya Türkleri Akraba Toplulukları Hizmet Derneği-Olmamışın Doğmamışı
 » GENEL YAZILAR » Olmamışın Doğmamışı

Prof. Dr. Ali Osman ÖZCAN

            aliosmanozcan@yahoo.com

Kitle iletişim araçlarında safsataların, atışmaların, kavgaların ve gürültülerin olmamış, doğmamış boyutlarında cereyan ettiği görülmektedir. Sözde uzmanlar, araştırmacılar, yazarlar, yorumcular vb. unvanlı kişilerin, olmamış, doğmamış olaylar ve olgular üzerinde değerlendirme yapmaları, gerçekliğe hakaret değil midir? Olmamışa, doğmamışa imanlarını pazarlayanlar, bir çeşit iman ticareti yaptıklarını anlamaktan aciz olsalar gerek. Hatta din adamları da dini-imanı damıtarak pazarlama peşinde olduklarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Olmamışa, doğmamışa iman etmek kandırmaca, aldatmaca içerikleri pazarlamak değil midir? Olmamışın, doğmamışın içeriği, boş bir içeriktir. Bu konu üzerinde anlama ve anlatma cesaretlerini gösterenler, iman ile iman için iman ettiklerini iddia edebilmektedirler. Bir şeyin olmadan önce anlaşılması ile olduktan sonra anlaşılması arasında bir zaman farkı vardır. Olmamış ile doğmamışa inanç duygusu, gerçek inanca inanmayı da etkilemektedir. Görmediğine, duymadığına, hiç algılamadığına inanış; olmamışı, doğmamışı din kabul etmeyi gerektirir.

İnanç, bilgi eylemi değil, iradenin kuşkuyu dışlayan bir eylemidir. Olmamışa, doğmamışa inanç bilgisi zaman içindeki uzaklıkları olmuş gibi kabul etmektir. Olmamış ile doğmamışın şimdisi olmadığı halde olmuş gibi kabullenmek milleti saçmalıklarla avutmaktır. Bilinçli bir irade koşullar içinde etkinliğini gösterebilir. Şimdiyi yanlış yorumlama sevdasıyla yola çıkmak bir hayalin peşinden koşmaktır. Olmamışın doğmamışını yüceltenler, hiç kimsenin düşünemeyeceği bir şey keşfetmeyi isteyenlerdir. Onlar, herkesten farklı düşünerek bir şey keşfettiklerini sananlardan farklı değillerdir. Bu davranışlarıyla gerçeklik sevgisini de mutsuz sevgiye dönüştürmektedirler. Olmamış düşüncesinin doğmamışı düşündüğüne kızmasına ne demeli! Gerçeği ve koşulu anlamadan, bilmeden tartışmalara başlamak kendi aptallığını gizleme aptallığıdır. Pek çok kişi, olmadığı şeyi olmuş gibi gösterme mutluluğuyla böbürlenip gururlanarak, kibire doğru yol almaktadır. Hatta özgürlük adına kendini, kendisinin, kendinden dışlayanlar da topak topak zihin çamuru içinde debelenip durmaktadırlar. Bu hareketleriyle safsataların, saçmalıkların böğürme tutkularına çanak tutmaktadırlar.

Herkes “Ne olacak bu Türkiye’nin hali” diyerek ne olandan ne de olacak olandan söz etmektedir. Olmamış ile doğmamışın peşinden giderek doğmamışa don biçmektedir. Olmamışın, doğmamışın kesinlik, tutarlılık ve düzgünlük nitelikleri hiç dikkate alınmamaktadır. Bunların göstergeleriyle ne olduklarını anlama sorunu, onları hiç ilgilendirmemektedir. Sadece tek geçek vardır: O da, onlar için “Ne olacak bu Türkiye’nin hali” sorusunun kendi içerik sorusudur. Millet olarak kendi kendimiz olma irademize ait kutsallık simgelerinin göstergeleri, olmamış ile doğmamış boyutlarıyla ilişkilendirilmeye çalışılmaktadır. Milletimizin geleceği ile ilgili görüşlerin zorunlu, gerekli ve yeterli kavranışlarını sağlayacak zihinsel işlev ve işlemler, zihin bataklıklarındaki çamurlarda boğulmak istenmektedir. Hatta Türkçemizin bağlamsal değişkenler ortaya koyabilme gücü, olmamış ile doğmamışın kılıçlarıyla doğranmaktadır. Yine Türkçemizin kendini yapılaştırıcı işlev ve işlemlerini bilmeden “Dilimizi sevelim” sloganları olmamış, doğmamış, görmemişin insafına terk edilmektedir.

Cehalet örtülerine sarılarak ötekinin, ötesindeki öteyi; berikinin, berisindeki beride arayıp bulamayanların feryatları, olmamış ile doğmamışı, görmemişi aynı noktada birleştirmektedir. Kendi bilincinin efendisi olamayanlar, başkalarının bilinçlerine musallat olmayı, marifet saymaktadırlar. Milli benlik bilincinin insani göstergelerini yönlendirici, ilişkilendirici anlam ve kavramları yok sayarak olmamış ile doğmamışa övgüler düzüp “Milli düşünceler sergileri” açılmaktadır. Olmamış ile doğmamışın anlam galaksilerinde olmamış ile doğmamışı anlamanın “kendini anlama” olmadan anlaşılamayacağını bilmeyenlerin masallarını dinlemek çok sıkıcıdır. “Ne olacak bu Türkiye’nin hali” diyerek “Yas” adlı çölde umut yüklü kervan arayanlar, kendi düşünce sezgilerini anlayamayanlardır. Bu bakımdan olmamış ile doğmamış boyutlarında vakit geçirme yerine, milli iradenin kendi adaletini insafla keşfedecek mantığa ihtiyacımız vardır. Olmamışa, doğmamışa, görmemişe özenmek akıl karı değildir.

 


 


  Okunma : 1208